|
HİKAYELER / KISSALAR
KABE'YE GİTMEDEN
Hüccetü'l-İslâm
İmam Gazalî'nin meşhur 'İhyau Ulûmi'd Din' adlı eserinde
naklettiği olay şöyle:
'Adamın biri nafile olarak hacca gitmek üzere hazırlanır. Zamanın
alim ve sofilerinden olan Bişr b. Hâris ( 769)'e gelir ve :
-Ben hacca gidiyorum, bir emriniz olur mu? diye sorar, Bişr:
-Ne kadar paran var? der. Adam:
-İki bin dirhem param var, diye cevap verir. Bişr:
-Hacca gitmekle zühd mü, yoksa Kâbe'ye olan aşkını mı, yoksa
Allah rızasını mı kastediyorsun? diye sorar. Adam:
-Allah rızasını kastediyorum, diye cevap verir. Bunun üzerine Bişr:
-O halde evinde otururken Allah rızasını kazandıracak bir şeyi
tavsiye edersem yapar mısın? diye sorar. Adam: Evet yaparım, deyince,
Bişr şöyle der:
-Şimdi sen bu iki bin dirhem, borcunu ödeyemeyen bir fakire, yiyeceği
olmayan bir yoksula, nüfusu kalabalık geçimi dar olan bir aileye, bir
yetim bakıcısına ve bunlar gibi on kişiye ikiyüzer dirhem ve hatta
istersen bunların hepsini bu sayılanlardan birine ver. Zira müslümanı
sevindirmek, düşkünlere el uzatmak, darda olanların sıkıntılarını
gidermek ve zayıflara yardım etmek nafile olarak yapılan yüz hacdan
daha sevaptır. Şimdi kalk, dediğim gibi yap. Şayet böyle
yapmak istemiyorsan asıl kalbinde olanı bana söyle, dedi. Adam:
-Doğrusu kalbimde hacca gitme tarafı ağır basıyor, dedi. Bu cevap
üzerine Bişr; gülümseyerek:
-Evet, servet şüpheli şeylerden kazanıldığı takdirde nefis
kendi arzularının yerine getirilmesini ve iyi ameller yaptığını göstermek
ister. Halbuki yüce Allah yalnız muttakilerin amelini kabul eder,
dedi.
****
TEMİZ KALBLİ
FAKİRİN HACCI
Vaktiyle Bağdad şehrinin hâli vakti
yerinde olanları hacca gitmek niyyetiyle hazırlığa başladılar. Şehirde
fakir fakat tevekkül sahibi sâlih ya'nî haramlardan kaçan dinin emirlerine
tam uyan bir kimse vardı. Bu kimse kendi kendine:
•Onların malı mülkü varsa benim de Allahü teâlâya ve Ha-bîbine çok
muhabbetim var. Bu muhabbetin hürmetine Rabbim beni yolda bırakmaz, diyerek
onlarla beraber yola çıktı.
Hac kafilesinde olanlar, bu zâtın bineksiz, azıksız olarak hac yolculuğuna
çıktığını görünce şaşırdılar. Bir komşusu dedi ki:
•Hayrola komşu, yolculuk nereye?
•Allah nasîb ederse hacca gidiyorum.
•Bak herkesin bineği var, yol parası ve azıkları var senin bir şeyin yok
böyle uzun yola nasıl çıktın?
•Allahü teâlâ Razzâk-ı âlemdir, yarattıklarının rızıklarını ve*ıklanna
kefil olmuştur. Rabbim beni yolda koymaz.
Komşusu, fakirin bu sözlerine gülüp alaylı bir şekilde kendisine bakıp
birşey söylemeden oradan ayrıldı. Bir daha da hiç karşılaşmadılar.
Fakir kimse, Allahü teâlâya tam tevekkülü sebebiyle sağ-, salim, Mekke'ye
vardı. Tavafım yaptıktan sonra, geri döndü. Yolda, aynı komşusu ile karşılaştı.
Komşusu sordu:
•Kâ'be-i şerifi tavaf yapabildin mi?
•Elhamdülillah Rabbim bana bu ni'meti nasîb etti.
Komşusu bu saf kalbli fakir ile alay etmek istedi.
•Peki, sana berât verildi mi? Ya'nî Allahü teâlâ senin günahlarını
affettiğine ve haccını kabul ettiğine dâir senet verdi mi?
•Hayır, bu söylediğin nasıl bir şeydir?
Alaycı kimse cebinden rastgele bir kâğıt parçası çıkartarak fakire gösterdi:
•İşte böyle bir senet. Burada günahlarımızın affedildiği yazılıdır.
Fakir, buna kanıp ağlıyarak geri döndü. Yolda karşılaştığı kimselere
de niçin geri döndüğünü anlattı. Herkes hâline gülüp geçti.
Fakir, uzun yolculuktan sonra Kâ'be-i şerîfe varıp, ağlıyarak hâlini
bildirdi:
•Ey âlemlerin Rabbi olan Al-lahım! Sen herşeye Kadirsin. Diğer hacılara
Cehennemden azâd edildiklerine dâir berât vermişsin! Benim berâtım
verilmedi. Yâ Rabbî beni bundan mahrum etme!
Bu şekilde sel gibi akan gözyaşı ile yalvardı. Sonunda bitkin hâle düşüp,
kendinden geçti. Sonra bir kişi gelip dedi ki:Kaldır başını, ey Allanın
te
miz kalbli kulu. Al şu berâtını da arkadaşlarına yetiş!
Fakir berâtını aldığı gibi sevinçle koşarak yola koyuldu. Allahü teâlânm
izniyle, kısa zamanda arkadaşlarına yetişti. Komşusu yine alaylı bir şekilde
sordu:
•Berâtını aldın mı?
•Evet aldım.
ET
Ahmet Latifoglu"
latif71@mynet.com
Olay, Haremeyn’in,
Osmanlı idaresinde olduğu zamanlarda gerçekleşir. Kâbe’ye yakın bir bölgede
Osmanlı Karakolu vardır. Komutan Askerin birine emreder:
-Git, Erat için Kasaptan şu kadar et satın al, gel. Asker gider. Eti satın
alır. Dönüşte bakar ki, Kabe de Tavaf tenhadır. Kendi kendine :
-Kabe?nin tenha olduğu şu sırada bir tavaf yapayım da öyle gideyim... der.
Bir tavaf yapar, sonra Karakola gider aldığı eti Aşçıbaşına verir.
Aşçıbaşı eti yemek yapmak üzere doğrar, kazana koyar. Ateşi yakar. Ne var ki et
pişmek bilmez. Pişmediği gibi çiğ görünüşünde en küçük bir değişiklik olmaz
Aşçıbaşı ateşi ne kadar korlasa da, ette en küçük bir pişme emaresi yoktur.
Durumu komutana haber verir. Komutan da aynı hali müşahede eder. Komutan eti
alan eri çağırır. Ere, emir verdikten sonra ne yaptığını sorar.
Er anlatır: Komutanım! Eti alıp dönüşte baktım ki Kâbe’de tavaf tenhadır. Bir
tavaf yapayım da öyle gideyim, dedim Kucağımda etle beraber tavaf eyledim;
bitince de tavaf namazını kildim ve geldim. Başka bir şey yapmadım.
Komutan, hayret ve heyecanla etrafındakilere gözyaşları içerisinde söyle
seslenir:
—Bakınız! Allah Teala
Kâbe’yi tavaf eden cansız eti bile ateşte yakmıyor. Ya Onu tavaf eden insanı
hiç yakar mı? !
*******
DEPO
Ahmet Latifoglu"
latif71@mynet.com
Hocanın biri hacılara
tavaf yaptırır. Tavaf esnasında okunabilecek duaları okur ama daha vakit var.
Hoca, sessiz tavaf etmemek için Hacılara etrafında gördüğü öneme haiz yerleri
hacılara gösteriyor ve anlatıyor, şu Kabe, şu Hâcer-i Esved, şurası tavafa
başlama noktası, şurası Fetih Kapısı, şurası Mültezem, şurası
Altınoluk....v.s. Hoca tavaf boyunca anlatır. Tavaf Namazını kılıp ta Saye
doğru gidilirken Hacılardan biri Kabeyi işaret ederek hocaya seslenir:
- Hocam, şurası nedir?
Hocanın cani sıkılır ve söyle cevap verir: - Orası, Mekke şehrinin su
deposudur! |