|
İşte Medine Münevvere.
Ensarların şehri. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellamı konuk eden şehir. İsmi
pâk, cismi pâk Fahr-i Âlem Efendimizi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bağrına
alan Medine, toprağı tertemiz, havası tertemiz, şehirlerin en seçkini,
sükûnet, huzur ve şifâ bahşedenidir. Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz,
Mekke’den hicret ederken duaları, “Ilâhi! Madem ki beni sevdiğim yerden
çıkardın, kendi sevdiğin yerde iskân et.” olmuştur.
Medine-i Münevvere, İslam
nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı, İslam’ın
aydınlığını insanlığa ulaştıran Allah Rasûlünün ve Sahabenin hatıralarıyla
doludur. Sinesinde İslam’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır.
İslam’ın güzelliğini
insanlara ulaştırabilmek için Peygamber Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm
devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır.
Resulullah İslâm’ı tebliğ
görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir.
Böylece Medine, Allah’ın en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en
büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir.
Asr-ı Saadet, en parlak
şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en
adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber Efendimizin
terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur.
Böylece bu şehir dünyada
adeta cennet misali bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir.
Tarih, Rasulüllah’ın
sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir
topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahid olmamıştır.
İşte Medine-i Münevvere bu
güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal
şehirdir.
Bu sebeple büyük bir engel
olmadığı sürece hacıların, Medine’ye giderek Hz. Peygamberin kabrini ziyaret
etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır. Bu ziyaret İslâmî
duyarlılığın bir göstergesidir.
Sırf Allah için, İslam’ın
aydınlığının insanlığa ulaştırılması yolunda çalışmanın, fedakarlığın ve
gayretin en güzel örneğini vermiş insanların gelip geçtiği bu mübarek şehri
ziyaret etmekle hacı, bu aydınlığın, yeniden muhtaç olanlara ulaştırılması
yolunda bir şuur ve azim kazanabilirse, ziyaretindeki amaç gerçekleşmiş
sayılır.
Peygamber Efendimizin (Sallallahu
Aleyhi Vesellem) kabrini ziyaret etmek, mescidinde namaz kılmak, Onun ve
Ashabının yaşadığı yerleri görmek üzere “Medine’ye doğru yola çıkan bir hacı,
bu ziyaretiyle yalnızca Allah’a yakınlaşma amacı gütmelidir. Çünkü hacının
İslami duyarlılığını daha da artıracak olan bir kutlu yolculuk, gerçekten
Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmanın önemli bir vesilesidir. Zira Cenab-ı Hak,
Peygamberini ziyarete gelenleri sever ve onların, onun huzurunda yapacakları
duaları geri çevirmez. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) de kendisini
ziyarete gelenlere şefaat edeceğini bildirmiştir. Hacı, bu ziyaretin sıradan
bir ziyaret olmadığını düşünerek büyük bir tevazu, saygı ve vakarla Medine’ye
girmelidir."
Medine’ye girerken
"Rabbim! Gireceğim yere dosdoğru girmemi sağla; çıktığım yerden de dosdoğru
çıkmamı sağla. Bana katından, yardımcı bir güç ver" duasını okumalı.
YAŞADIĞIM 2004 HACCI
MEDİNE'DE
GÜNLER
Bugün mescidi nebevinin çevresini saran
dükkanların, çarşıların bulunduğu yerleri
dolaştım. Türk bayrağının asılı bulunduğu bir
dükkâna girdim. Sadece kolonya ve esans satılan
bir yerdi. Kısa bir selamlaşmadan sonra tezgâhtaki
gencin Türk olduğunu öğrendim. Türkçe konuşmaya
başladık. Murat üniversitede okuyan bir Türk
öğrenci. Esans ve koku satan bir dükkanda öğleden
sonraları çalışıyormuş. Eşini yeni getirtmiş. Bir
çocuğu var. İki yıldır burada olmasına rağmen
alışamadığını söylüyor. Ancak okuldan, çalışmaktan
memnun. Bana ve eşime naneli bir çay ısmarlıyor.
Bugüne kadar naneli bir çay içmemiştim. Fena da
değildi. Taze naneyi çayın içine bardakta iken
koyuyorsunuz. Güzel bir koku nefesinizi sarıyor.
Öğle namazında girdiğim Mescidi nebevide peygamber
aleyhisselamın dizi dibinde yatsı namazının sonuna
kadar oturdum. Çevremde namaz kılan, kuran okuyan
ve benim gibi çevresini seyredenleri seyrettim.
Aslında beklerken kuran okumasını bilmemenin
ezikliği içine, dolayısıyla yerin dibine girdim
girdim çıktım. Bu duyguyu her gün yaşadım.
Türkiye'de "kuranı biliyorum. Okuyorum. hatim
indirmiş " diye böbürlenen kişilerin aslında kuran
bilmediklerini, anlamadan okuduklarını hep iddia
etmişimdir. Ve gerçekte budur. Ancak burada
ellerinden kuran düşmeyen insanların kendilerini
nasıl kaptırdıklarını görünce ne kadar cahil
kaldığımı ya da kaldığımızı gördüm.
Mescidi Nebi'de otururken Avrupa Birliği diye
avazı çıktığı gibi bağıranların gelip burada hiç
bir zorlamaya gerek olmadan kurulan İslam
Birliğini (!) görmelerini isterdim. 1500 yıl önce
temelleri atılan İslam birliği burada gün yüzüne
çıkmıştı. Değişik milletten gelmiş milyonlar tek
kitap ( Kuran-ı Kerim ) Tek dua ( Allah'ım bize
rahmet eyle, bizi affet ) Tek kelam ( La ilahe
illallah Muhammeden Resullullah - Allah c.c. 'dan
başka ilah yoktur. Muhammed Aleyhisselam O'nun
kulu ve peygamberidir ) ve tek amaç ( affedilmek )
peşinde idiler. Burada affedilmek isteyen
makamını, mevkisini, diplomasını geride
bırakmıştı. İşte ümmet burada idi, işte birlik
burada idi. Bunu bozmak isteyen, Muhammed
Aleyhiselamın ümmeti arasında bozgunculuk
çıkartanları Allah azze ve celleye havale
ediyorum.
*******
Biraz da hasbıhal edelim. Burada bize rahatsızlık
veren konulardan söz edelim.
* Diyanetin bayan hacılar için bayan hocalar
göndermesi gerekir. Bizim kafile 299 kişi. Bunun
146 sı bayan.. Bayan hacılara yardım edecek, yol
gösterecek, onların erkeklere anlatamayacakları,
erkeklerin onlara anlatamayacağı bir çok konular
var ki bu başlı başına sıkıntı vermektedir.
Aslında her kafilede bir bayan hoca ve bir sağlık
görevlisi ya da ilk yardım kursu görmüş bir
görevlinin olması şart...
* Uçakta başlayan, otelde süren bir alışkanlık
halindeyiz. Bir kısım hacılarımız temiz değil.
Buzdolabı kullanma kültürü yok. Memleketlerinden
yemek getirenler kimseyi düşünmeden dolapları
dolduruyor. Yemek masalarını temizlemeden
mutfakları terk edenler, asansöre binerken itişip
kalkışanlar vs...
* 50 kişiye 2 çamaşır makinesi , 2 buzdolabı , 6
banyo.... Odalarda telefon var. Mekke'de yok....
*
Diyanetin 20-30 yıllık organizasyon planlarını
aynen uyguladığı görülüyor. Organizasyonda ezani
saatler, kalınan yer ile ile ibadet yerleri
arasındaki mesafeler dikkate alınmıyor.
* Din görevlileri kimin için geldiklerinin fazla
düşünmüyorlar. Sanıyorlar ki sadece kendileri için
buradalar. Her grup hocası 50 kişiye hizmet
ediyor. Bu 50 kişinin vebali nasıl taşınacak.
* Türk hacıları arasında birlik ve beraberlik
yok. Malezyalı, Endonezyalı, İranlı ve sair
hacıların gruplarına bakıldığında birlik
beraberlik ve kardeşlik düzeni herkesin
hayranlığını çekiyor. Türk hacılar ise biri yardım
isteyecek diye kendilerine kimsenin yakınlaşmasını
istemiyor.
* Hocalar hizmet şekillerini beğenmeyen
kendilerini eleştiren hacılara adeta cephe
almaktadırlar. Çocuklara bağırır gibi
azarlamaktadırlar. Hele yaşlılara kendilerini
müdafaadan yoksun insanlara ise tahammülleri yok.
Senli benli konuşmalar hocalara hiç yakışmıyor.
Süleymaniye camindeki nezaket burada diktatörlüğe
soyunma durumunda....
* Medine’de ziyaret yerlerini dolaşmak kişi başı
10 riyal... Aslında pazarlık yaparsanız yarı
yarıya fiyat düşer.
***********
11 Ocak 2004 0730 Medineyi Münevvereye tura
çıkılıyor.
0810 Uhud şehitliğindeyiz.
Çevremizde bulunan yabancı ülke hacılarının grup
başkanlarında megafonlar olduğunu görüyoruz.
Bizimkilerde yok. Otobüsle yola devam ederken
hocamız sesini duyuramamaktan şikâyet edince, bir
megafonun iyi olacağını söyledi. Kafile başkanının
tembihiyle diğer grup başkanları da kendi
gruplarına söyleyecekmiş. Hocalar için megafon
parası Adam başı 1 – 2 riyal, şoförler için
bahşişi toplandı. Ona da adam başı 1 – 2 riyal...
Tur çok hızlı gidiyor. İnipte ziyaret etmek
zorunda kaldığımız yerler için verilen süre 15
dakika... Bu 15 dakikalık zaman içinde panik
yapılıyor. Tuvalet ihtiyacı, abdest alma, namaz
kılma, mabedi ziyaret... Yaşlı ya da genç
insanlar bu zaman içine bunca şeyi nasıl
sığdıracak.
Kıbleteyn 2 mihraplı cami.
1030 DA Hendekteyiz.
11 OCAK 2004 akşam 09.00.
Sağlık ekibi geldi. Rahatsız olanlar sıraya girdi.
SSK kuyruğu gibi. Hizmetlilerden 2 veciz söz ;
—
Ya hacı bunalttınız beni. 15 gündür sizinle
uğraşmaktan bıktım.
—
Ya dede senin yüzünden benim tansiyonum yükseldi.
Saat 10 da 300 kişinin taraması bitti. Haberi
olmayan ya da kalabalığa girmeden odalarında
bekleyenler muayene olamadı. Sağlık ekibi kaçar
gibi otelden gittiler
12 OCAK
Türk hastanesine gidildi. Otelde asabi doktorları
gördüğümüz zaman biraz çekinerek gittiğimiz
hastanede bambaşka bir atmosfer vardı. İçimiz
rahatladı. Muayene olup, ilacımızı aldık.
Bu akşam ihram nasıl giyilir, ihram yasakları ve
yapılması gerekenler hakkında ders verildi.
Altının gramı 55–60 riyal...
13 OCAK
Medine’de Türk mahallesi olduğunu öğrendik. Bunu
da mescidi nebinin hemen yanında bulunan çarşıda
girdiğimiz bir dükkandaki küçük Mustafa 'dan
öğrendik. Mustafa 15 yaşında Erzurumlu bir ailenin
çocuğu.. Hemen yanında bulunan kardeşi 8 yaşındaki
Muhammed... Çocuklar isterse Türk okullarına
isterse Arap okullarına gidebiliyormuş. Bunlar
Arap okullarına gittiklerini söylüyorlar. Bazı
Türk satıcılarının neden pahalı sattıklarını
sorduğumuzda, onların Türkiye fiyatlarını esas
aldıklarını söylüyor. Biraz daha konuştuktan sonra
oturdukları yerden bahsediyor. Böylece Türk'lerin
yoğun olduğu Kurban mahallesinden haberdar
oluyoruz. Bir kaç yıl öncesine kadar 10 milyona
yakın Türk'ün Arabistan'da yaşadığını bir başka
kişiden öğreniyoruz. Sayı giderek azalıyormuş.
Burada yüksek öğrenim görmek isteyen gençlere
imkân veriliyor. Sünni mezhebinde kalanlara 1000
riyal, vehhabi mezhebine yönelenlere ise 2000
riyal burs veriliyormuş. Diye de bir rivayet
dolaşıyor.
Bu akşam tavaf ve say nasıl yapılır konulu ders
dinledik. Kadın hoca sıkıntısı kendisini iyice
belli ediyor.
15 Ocak perşembe günü ikindi namazından sonra
inşallah Mekke’ye gideceğiz.
BEN BUNA LAYIK MIYDIM?
İşte Medine Münevvere.
Ensarların şehri. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellamı konuk eden şehir. İsmi
pâk, cismi pâk Fahr-i Âlem Efendimizi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bağrına
alan Medine, toprağı tertemiz, havası tertemiz, şehirlerin en seçkini,
sükûnet, huzur ve şifâ bahşedenidir. Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz,
Mekke’den hicret ederken duaları, “Ilâhi! Madem ki beni sevdiğim yerden
çıkardın, kendi sevdiğin yerde iskân et.” olmuştur.
Medine-i Münevvere, İslam
nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı, İslam’ın
aydınlığını insanlığa ulaştıran Allah Rasûlünün ve Sahabenin hatıralarıyla
doludur. Sinesinde İslam’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır.
İslam’ın güzelliğini
insanlara ulaştırabilmek için Peygamber Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm
devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır.
Resulullah İslâm’ı tebliğ
görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir.
Böylece Medine, Allah’ın en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en
büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir.
Asr-ı Saadet, en parlak
şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en
adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber Efendimizin
terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur.
Böylece bu şehir dünyada
adeta cennet misali bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir.
Tarih, Rasulüllah’ın
sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir
topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahid olmamıştır.
İşte Medine-i Münevvere bu
güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal
şehirdir.
Bu sebeple büyük bir engel
olmadığı sürece hacıların, Medine’ye giderek Hz. Peygamberin kabrini ziyaret
etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır. Bu ziyaret İslâmî
duyarlılığın bir göstergesidir.
Sırf Allah için, İslam’ın
aydınlığının insanlığa ulaştırılması yolunda çalışmanın, fedakarlığın ve
gayretin en güzel örneğini vermiş insanların gelip geçtiği bu mübarek şehri
ziyaret etmekle hacı, bu aydınlığın, yeniden muhtaç olanlara ulaştırılması
yolunda bir şuur ve azim kazanabilirse, ziyaretindeki amaç gerçekleşmiş
sayılır.
Medine’ye girişte pasaport
kontrolüyle karşılaşıyoruz.Şoförün Mısır'lı olması ve Arapca bilmesi fazla
beklememizi önlüyor. Sadece gümrük yok, diğer bütün kontroller mevcut.
Peygamber Efendimizin (Sallallahu
Aleyhi Vesellem) kabrini ziyaret etmek, mescidinde namaz kılmak, Onun ve
Ashabının yaşadığı yerleri görmek üzere “Medine’ye doğru yola çıkan bir hacı,
bu ziyaretiyle yalnızca Allah’a yakınlaşma amacı gütmelidir. Çünkü hacının
İslami duyarlılığını daha da artıracak olan bir kutlu yolculuk, gerçekten
Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmanın önemli bir vesilesidir. Zira Cenab-ı Hak,
Peygamberini ziyarete gelenleri sever ve onların, onun huzurunda yapacakları
duaları geri çevirmez. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) de kendisini
ziyarete gelenlere şefaat edeceğini bildirmiştir. Hacı, bu ziyaretin sıradan
bir ziyaret olmadığını düşünerek büyük bir tevazu, saygı ve vakarla Medine’ye
girmelidir."
Bunları öğreniyoruz,
elimizdeki kitaplardan ya da grup başkanı diyanet görevlisinden... İnşallah
biz de bu ziyaretlerden , bu gelişten faydalanırız , diye dua ediyoruz.
Yolculuk esnasında, bol
bol salatu selam getiriyoruz ve Medine’ye yaklaştıkça bu daha da artmaya
başladı. heyecandan kalbimiz yerinden çıkacakmış gibi oluyoruz..
Medine’ye girerken
"Rabbim! Gireceğim yere dosdoğru girmemi sağla; çıktığım yerden de dosdoğru
çıkmamı sağla. Bana katından, yardımcı bir güç ver" duasını okumamız
tavsiye ediliyor. Bu dua ile birlikte Medine'de olmamızın şaşkınlığı, heyecanı
daha da artıyor.
Bu şehir ve yolları
hakkında bizden daha önce gelenlerin anlattıklarını hafızamızda kaldıklarıyla
eşleştiriyoruz. Her yer asfalt.. Öyle kaliteli dümdüz bir halde değil. Ara ara
gördüğümüz çukur ve tümsekler bana İstanbul'u anımsatıyor. Yol orta ve
kenarlarında dikilen hurma ağaçları ve aralarında özel bir bakım gördüğü her
haliyle belli çalılıklar , küçük boy ağaççıklar yemyeşil görüntüleriyle
içimizi ısıtıyor.
Refakatçiler eşliğinde
yerleşeceğimiz otele geldik. Kalacağımız odalar görevleriler tarafından tespit
edilip, bizlere ayrılan odalara çıktık. Bavullarımız otobüste idi. Hamalların
indirip katlara çıkartacağı söylendi. Lobiye indiğimizde gördüğümüz manzara
ile şaşkına döndük. Hamallar bavulları boş çuval atar gibi yerlere
fırlatıyorlardı. Bir kısım hacıların hamalların Türkçe bilmemelerini
umursamadan "yavaş yahu , kırılacak eşya var " " atma kardeşim öyle "
feryatları giderek çoğalmaya başladı. Üst üste gelişi güzel atılan bavullar
yüzünden bavulları bulmamız 1-2 saati buldu. Bavullarımıza kavuştuktan sonra
yerleşip gerekli ihtiyaçlar giderildikten ve hazırlıklar yapıldıktan sonra,
Mescid-i Nebi ve Hz. Peygamber’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) kabrine doğru
gideceğimiz söylendi. İkindi namazımızı yolculuk sırasında ve kılamadığımız
sabah ile öğle namazlarımızı odalarımızda kılıp beklemeye başladık.
Saatlerimizi bir saat geri almamız gerektiği de söylendi.
Akşama doğru gruplar bir
araya gelerek Mescid-i Nebeviye doğru yola çıktık. Otelden çıkmadan önce
otelin adres kartını hem kendim için hem de eşim için alıyorum. Kaybolursak
bununla buluruz diye .. ( Size de tavsiye ederim ) Bugün yaya olarak
gideceğimiz, sonraki günlerde otobüslerle gidileceği söylendi. ( Tabii
Mekke'ye gidene kadar bize servis yapan herhangi bir otobüs gelmedi. Her
günümüz ve har vakitte 1,5 kilometre yaya olarak gidildi gelindi. )
Yol üzerinde belli yerleri
kendimize işaret alarak ilerliyoruz. Yol boyu grup olarak yürümemize rağmen
kimse bizi yadırgamıyor. Otelden yaklaşık 500-700 metre ilerlediğimizde grup
başkanının " işte gördüğünüz yer Mescid-i Nebevi, peygamber mescidi 'dir "
diye gösterdiği yere bakıyoruz.
Nutkumuz tutuluyor.
Gözlerimizi oradan ayırmadan yürüyoruz. Ne işaret ne de çevre umurumuzda
olmuyor.
Mescidin kapısına gelince
grup hocalarından biri geldiğimiz kapıyı göstererek "namazdan sonra burada
buluşalım " diyerek toplanacağımız yeri gösterdi.
Ve Mescid-i Nebevi
'deyiz.
ANLATILMAYACAK YAŞANILMASI
GEREKEN DUYGULAR
Bugün 8 şubat.
Türkiye camilerindeki
namazları düşünüyorum. Sanki hayatın hızlı akışına uydurulmak isteniyor, bir
yere yetişecekmiş gibi süper sürat kılınıyor. Neden bizde de, Hicâz’da
uygulandığı şekilde Hatimle edâ edilmiyor? Niçin imamlarda “hâfız” olmak şartı
aranmıyor?
Akşam namazından sonra...
Evet gerçekten anlatılamayacak duygular içerisinde akşam namazından sonra
peygamber aleyhisselamın kabri şerifinden söz etmemenin imkansızlığı var.
Yoğun kalabalık. Aşırı izdiham. Polis ve askerin kontrolü altında içeri
giriyoruz. O'nu göreceğim. Dillerde salavat, dilerde selam, " essalamu
aleyke ya habiballah, essalatu vesselamu aleyke ya resullullah.” Dillerde
dualar, O’nun huzurundayız.
İşte O.... Bakamıyorum. Utanıyorum. O'nun ümmeti olmanın mutluluğu içimizde
ama olması gereken şekilde olamamanın hüznü yangın yangın... Askerler
yaklaştırmıyorlar... Çok ufak yuvarlaklardan olduğu yere doğru bakmaya
çalışıyorum. Selam veriyorum, selamıma karşılık veriyorlar. Arkadaşları da
yanında... Yakınlarına varamadığımız için bize yüzünden eksik olmayan
gülümsemesiyle yanıt veriyor.
Selamlıyoruz.
Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah
Es-Selâmu aleyke yâ Habîballah
Es-Selâmu aleyke yâ Nebiyyallah
Selamımıza selamla
karşılık veriyor.
Az ötesinde Hz. Ebubekir
Sıddık RA var. Es-Selâmu aleyke yâ Ebâ Bekri’s-Sıddîk
Yanıbaşında .
Biraz daha ötede Hz. Ömer
...
" Es-Selâmu aleyke yâ Ömer
Es-Selâmu aleyke yâ Emire’l-mü’minîn
Es-Selâmu aleyke yâ Faruk"
Allah c.c her ikisinden de
tüm sahabelerden de razı olsun.
Huzurlarından ayrılırken
elim ayağım titriyor. Kalabalık arkamdan itekliyor. Onlarda bu şerefe nail
olmak istiyorlar. Ama ben bu huzurdan ayrılmak istemiyorum ki... Bir an
kendimi dışarıda, kapının önünde buluyorum. Tekrar geriye, bir başka kapıdan
yine girmek istiyorum. Huzura varmak istiyorum
9 Ocak... Cuma namazını
kıldık. Cennet bahçesinde namaz kıldım. Peygamber türbesini doya doya
seyrettim. Peygamber aleyhiselamın huzurundan geçerken şefaatini arzuladım.
İstedim. Bizi unutmamasını istedim. Şefaat ya Muhammed as şefaat ya resul...
Dedikçe dilim, gözüm, gönlüm çağlayan oldu. Ya unutursa bizi.. Bizi unutma ya
peygamber. Bizi unutma ya Muhammed aleyhiselam. Beni unutma... Şefaat kıl ya
Muhammed aleyhiselam... Karıma, çocuklarıma , anama, babama, zürriyetime ,
kardeşlerime, komşularıma, arkadaşlarıma, hukuku geçen herkese şefaat eyle ya
resul....
Öğleden sonra... Tekrar
onun huzurundayım. Şefaatini diledim. Bu kez ümmeti Muhammed için diledim. Hiç
kimseyi ayırmadan, herkese şefaat ya Muhammed....
Minber ve mahfilin altında
namaz kılmanın heyecanı.... ben bunları anlatmayacağım... anlatamam da..
Duvarlara el sürmek,
dokunmak, öpmek kesinlikle yasak. Asker ve polis engel oluyor. Haram haram
sesleri ortalıkta çınlıyor. Bir ziyaretçi elindeki tespihi duvara sürerken
asker tarafından engellendi. Tespih darmadağın edildi.
Kamera ve yemek yasak.
Mescidi Nebevinin çevresinde dilediğiniz kadar serbest. Ama içeriye asla
sokulmuyor. Çantalar, torbalar sadece bu amaçla aranıyor.
Mescidi nebevinin
içerisinde sayısız halde kamera her sütunda kameralar var. Sürekli gözetim
altında.
Yatsıdan sonra mescidi
nebevi kapanıyor.
İnsanlar taşların
üzerinde, mescid içerisinde gelişigüzel uyuyor.
Mescidi nebevide namaz
kılanların büyük çoğunluğu iradesiz şekilde uykularının ağır baskısına maruz
kalıyor. İstemeden göz kapakları ağırlaşıyor. Ayakta rüya görmek bile
mümkün... Dışarı çıkınca uykudan eser bile kalmıyor.
Hindistan ve Pakistan'dan
hac için geldiklerini söyleyen sadaka isteyen kişiler sıklıkta...
Akşam namazı Mescidi
nebevideyim.
Bilmiyorum dünyada, Allah’ın Habibi’nin ( Sallallahu Aleyhi Vesellem)
huzurunda bulunmaktan daha büyük saadet var mıdır? Mahbûb-i Hüdâ, “Bana selâm
veren hiç kimse yoktur ki, Allah ruhumu ondan haberdar etmesin.” buyurmuştu.
Biz de bu delile dayanarak, “Allah’ın selâm ve rahmeti, sözümüzün, nefesimizin
ve bütün zerrelerin adedince Onun Zâtı, Ravza-i Mutahhara’sı, ailesi ve ashâbı
üzerine olsun.” diye niyâz ediyoruz. Efendimiz ( Sallallahu Aleyhi Vesellem),
“Her kim kabrimin başında üzerime salât-u selâm getirirse ben onun salât ve
selâmını aracısız işitirim. Her kim benden uzak iken bana salât-u selâm
getirirse, melekler salât-u selâmını alip bana ulaştırır.” buyurmuştur. Zeyd
b. Sehl bir gün Resûlullah’ı ( Sallallahu Aleyhi Vesellem) çok sevinçli bir
halde görerek sebebini soruyor. Efendimiz, ( Sallallahu Aleyhi Vesellem)
“Nasıl sevinmeyeyim? Allah’tan bana şöyle bir müjde geldi. Bana salât getirene
(en kısa şekliyle “Allahumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlî
seyyidinâ Muhammed.” diyene), Allah 10 salât hediye edecektir.” cevabini
veriyor.
Müthiş güzellik. Müthiş coşku. Birazdan akşam namazı kılınacak. Heyecan,
merak, sevinç dorukta. Tabii bunların yanında şaşkınım .... Buraya gelene
kadar neler demeyecektim... Ama unuttum...
Ezanlar Medine semalarında
yankılanırken, ona eşlik etmenin huzuru ile kendimizden geçer gibiyiz Ezanı
müteakip duamızı yaptık. Türkiye'deki gibi hemen ardından kamet getirileceğini
sandım. 20–25 dakikayı süren bir bekleyişten sonra kamet getirildi. Mescid
hınca hınç dolmuştu. Kametle beraber saflar düzeltildi. Gür davudi bir sesle
imamın "Allah'u ekber " demesiyle namaza durduk.
Memlekette sabah
namazlarını cemaatle kılmak hep hoşuma gitmişti. Hele imam keyifli ise
tecvidli ve uzun bir sure okuması beni Allah azze ve celle nin huzurunda daha
fazla durmamı sağladığı için çok etkiliyordu. Medine'de de akşam namazı
tecvidli, uzun bir sure okunması nedeniyle huşu içinde namaz kılmamızı
sağlıyordu. Bundan sonra ki günlerde de bu tür namaz kılmanın her vakitte aynı
olduğunu gördük. Keşke ülkemde de bu şekilde namazlar kılınsa...
*********
Resûlullah Efendimiz
(s.a.) “Mekke’deki bereket, İbrahim Peygamberin bereketidir. Ben de Allah’tan
Medine icin bereket istedim.” buyurmuş. Böylece Medine’de “Peygamber
Efendimizin bereketi”ni yudum yudum tadmaya çalışıyorum.. Resûlullahı
bağırlarına basan ve onunla komşuluk ve hemşerilik hukuku bulunan Medine
ahalisine de sevgi duyma gerekliliğine inanıyorum. Çünkü bu insanların
dedeleri ona hizmet için canlarını , mallarını ortaya koymuş diye
düşünüyorum..
Bir hadîsde “Medine’de
vefât edene şefaât ederim.” buyurulmuştur. Bu söz beynimin her yanında
çınlıyor. Peygamber aleyhisselamın yine başka bir kutsi hadisinde " Medine'ye
gelip te ölmeyi isterim diyen , ölsün " sözünü duyunca da , burada vefat eden
ve daha önce hakkın rahmetine kavuşmuş sahabelerin yanına , Baki Mezarlığına
gömülenleri gördükçe ve burada ölenlere peygamber aleyhisselamın mutlak
surette şefaat edeceğini bilmemle onları bir çeşit kıskanıyorum.
8 OCAK..
Bugün Baki Kabristanına
gidileceği söylendi.
10 Ocak..
Şu an gecenin dört
buçuğu... Mescidi nebevide peygamber ( Sallallahu Aleyhi Vesellem) ın yanı
başında oturuyorum. Sabah namazına yaklaşık iki saat var. Heyecan doluyum.
Onun yanına onun gölgesinde olmanın heyecan ve çoşkusu var. Çevremde
çoğunlukla Malezyalı ve Endonezyalı hacılar mevcut
Sabah namazından sonra
Saat 7 de kafile mescidin önünde toplandık. Çevredeki mescitler
gösterilecekti..
Mescidi nebevinin dışına
çıktık. Kafileyle en yakınına gittiğimiz ve yanında bulunduğumuz mescit. Hz.
Ali Mescidi idi. Burası en yakınına gittiğimiz yerdi. İçeriye giremedik.
Kapalıydı.
Diğerleri de Mescid-i
Nebevî yakinlarinda ve guney yönde kisa araliklarla siralanan Hz. Ebubekir,
Hz. Omer, Hz. Osman, mescidleri idi. Hz. Ömer , Hz. Ebubekir , Hz. Osman cami
50 metre uzaklarımızda idi. Uzaktan gördük. Bilali Habeşi Mescidi ise 1
kilometre uzakta idi. Daha da uzakta bulunan Osmanlı Amberiye Camii ve Osmanlı
Tren istasyonu ise 3 kilometre mesafeden gösterildi. Hocaların demesiyle bu
mescitlerin yerinde o kutlu sahabelerin ( Allah hepsinden razı olsun )
yaşadıkları evler mevcutmuş. Bu mescidler yakin yillarda insa edilmis. Bu
civarda, alt katları alışveriş merkezi halinde, modern ve genis bir yapi olan
Bilâl-i Habesi (r.a.) camiinden sonra en buyuk mescid olarak , Mescid-i Gamame
olduğunu öğrendik. Peygamber Efendimiz (s.a.)’i hayati boyunca başı uzerinde
bulunarak golgelendiren bulutlar, Efendimiz (s.a.)’i âlem-i bekâya göçünden
sonra, onu hemen terk etmemisler. Bir vefâ isareti olarak semâda bulunduklari
konumda iki, uc gun beklemisler. Mescid-i Nebevî yakininda bu mevkiye, küçüklü
büyüklü beyaz kubbeleri ile öbek öbek bulutlari andiran Mescid-i Gamame insa
edilmis. Gamame ( Bulut ) mescidinin yanına gittik. Burası da diğerleri gibi
kapalıydı. Mescitler son yıllarda yapılmış olmasına rağmen fazla bakımlı
değildi. Söylentiye göre de buralarda namaz kılınmasın diyerek sürekli kapalı
ve bakımsız tutuluyordu.
Kafile olarak yanlarına
gidemediğimiz Bilali Habeşi mescidini, Amberiye camiini ve Osmanlı tren
istasyonunu daha sonra ki günlerde ziyaret etmeyi o an kafama koymuştum.
Mademki götürülmüyorduk, o halde kendim gitmeliydim.
******
İrşad ekibi gelecek,
sohbet verecek duyurusuyla herkesin terasta toplanması istenildi. Terasa
çıkarak beklemeye başladık. Bu sırada grup imamlarından biri hacılara hitaben
" bizi duvarlara tırmandırmayın " dedi. Toplantı öncesinde grup başkanı
hocanın bu sert ve tehditkâr, emredici ses tonuyla ne söylediğini ya da
kimlere göz dağ verdiğini pek anlamasam da ileriki günlerde bu sözün kime
söylendiği ortaya çıkmıştı. Yaşı 60 larda olan bir hacı, hocanın
ilgisizliğinden yakınmış olması sebebiyle bu söze muhatap kalınmıştı. Tabii
diğer kafiledekiler de....
Battaniyeleri kim uçurdu.
Toplantıya gelen misafirlerden önce oluşan bu gerginliği bir hacı adayının
"hoca, battaniyeler verilmeyecek mi " sorusu değiştirdi. İstanbul'da da
müftülük merkezinde söylenen " battaniyeler Arabistan'da verilecek " sözünü
duyanlar burada bu taleplerini yinelemişti. Görevli hoca " battaniyeler
geldiğimiz uçakta koltuk üstlerindeki dolaplara konulmuştu. Her hacı inerken
alsaydı. Bakın alan hocalar ve hacılar var. Onlar nasıl aldıysa siz de
alsaydınız. " Bu söz üzerine homurtular tepkilere dönüştü. Hoca ne diyordu.
Uçakta bulunduğunu bile görmediğimiz battaniyeler Diyanet tarafından bize
dağıtılmak için varmış. Ancak bundan hiç kimsenin haberi yoktu. Uyanık (!)
olanlar inerken bu battaniyeleri almış. Ancak bir kaç kişi hosteslerin kendi
ellerinden aldıklarını söyledi. Sonra, günahlardan arınmaya, Allah azze ve
cellenin rahmetine girmek için hac ibadetine niyetlenmiş hangi insan kendisine
alınması söylenmemiş herhangi bir şeyi alabilirdi. Hacılığın ne olduğunu
hakkaniyetle bilen bir hacı kendisine ait olmayan bir çuval altın görse alır
mıydı? Bu hoca ne demek istiyordu. Birçok hacı " Allah korusun, biz hırsız
mıyız " demek zorunda kaldı.
İyi ama battaniyeler ne
oldu. Ya da ne zaman verilecekti, bilen olmadı. Mekke'de verilir vaadiyle konu
kapanır gibi oldu. ( Not: Battaniyeler hiç bir yerde verilmedi. )
Sonra misafir imamların
gelmesiyle sohbetler devam edildi.. Diyanetten gelen üç görevli Bursa, Kayseri
müftüleri ve Kocatepe cami baş imamı idi. Terasta yapılan bu toplantı
neticesinde serin havanın etkisiyle iliklerimize kadar titrediğimizde
unutulmayacaktı.
|