ANA SAYFA                    

 

erolkarasiteleri

HAC VE UMRE HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ

SEVR DAĞI

Peygamber Efendimiz (sas) Hz Ebu Bekir ile hicret yolculuğuna çıktığında Sevr dağının Athal mağarasında saklanmıştı. Mekkenin güney tarafına düşer. Bu mağaranın kapısı bir çocuk girecek kadar dar görünse de en şişman insanlar bile girip çıkabilmektedir. Mağaranın kapısı hem dar hem de minarenin içi gibi sağa sola bükülür. Mağaranın tepesine çıkılırsa Kızıl Deniz görülür. Cebel-i Sevr Mina’dadır. Bu isim bu dağa Benî Hüzeyl kabilesinden Sevr isminde birisinin buraya gömülmesinden dolayı verilmiştir.  

Bu dağ Mekke'nin güneyinde yer almaktadır. Bu dağın ismi Allah'ın Resulü’nün hicret etmesi konusuyla ilgili olarak anılmaktadır. Zira Allah'ın Resulü, arkadaşı Hz Ebu Bekir ile hicret esnasında bu dağda bulunan Sevr mağarasına gizlenmişlerdir

Hz. Muhammed (s.a.s)'in Mekke'den Medine'ye hicreti sırasında Hz. Ebu Bekir ile birlikte müşriklerden gizlendikleri ve üç gün süreyle kaldıkları mağara.

Sevr dağı, Mekke'nin güney tarafında ve 5 km. uzaklıktadır. Sevr, bir çok tepeden oluşan bir dağdır. Bu dağda pek çok irili ufaklı mağara vardır. Bu mağaralar dağın değişik yerlerine dağılmıştı. Hz. Peygamber (s.a.s)'in Hicret sırasında Hz. Ebu Bekir (r.a) ile birlikte sığındıkları mağaranın bazı özellikleri vardır. Öncelikle gizlenmeye elverişli olup, kayadan yontularak yapılmış bir mağarayı andırır. Ön ve arkasında delikleri vardır. Bunlar mağaranın alt kısmındadır. Bu sebeple mağaraya ancak sürünerek veya eğilerek girmek mümkündür. Mağaranın çevresinde, dışarıda dolaşan kimsenin içeriyi görebileceği başka delikler yoktur. Mağara içinde bulunanlar, dışarıda dolaşanların ayaklarını görebilir, fakat dışarıda olanlar mağara içindekileri göremezler. Görebilmeleri için eğilip, başlarını ayaklarının hizasına getirmeleri gerekir. Öte yandan Hicret esnasında Sevr mağarasında gizlenmenin bir başka avantajı daha vardı. Hemen dağın eteğinde Âmir b. Füheyre'nin koyunları otlattığı ve geceleri sütünü Hz. Peygamber ile Hz. Ebu Bekir'e ikram edeceği bir otlak vardı. Yeri gelmişken, bu iki dostu, bu mağaraya getiren olayları ve mağarada yaşadıkları anlara kısaca değinmek uygun olacaktır.

Müşriklerin bitmez tükenmez baskı ve işkenceleri üzerine Hz. Peygamber, müslümanlara İslam için uygun bir ortam olan Medine'ye hicret etmelerini emretti. Bu emir üzerine hicret başladı. Ancak Kureyşliler bu durumdan son derece rahatsız oldu. Buna sebep, Hz. Muhammed (s.a.s)'in de hicret edip Medine'de bir güç ve merkez oluşturması korkusu idi. Kureyş korkmakta haklıydı; çünkü Medine, Mekke ile Şam yolu üzerinde bulunuyordu. Bu da Mekke'nin iktisâdi durumunu tehlikeye düşürmeye yeterliydi. O halde putları ve ticari faaliyetleri için önemli bir tehlike olan bu İslâm dini daha şimdiden ortadan kaldırılmalıydı. Takip edecekleri politikayı belirlemek için Kureyş'in ileri gelenleri bir araya geldiler. Bu hususa Kur'an şöyle değinir:

"Ey Muhammed! Hatırla, bir zaman kâfirler seni tutup bağlamak veya öldürmek, yahut sürüp çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı. Onlar sana tuzak kurarlarken; Allah da onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. Allah tuzakları bozanların en hayırlısıdır" (el-Enfal, 8/30).

Kureyş âyette belirtilen hapis, sürgün ve öldürme yollarından en kötüsünü yürürlüğe koymayı kararlaştırdı. Bütün kabilelerden kuvvetli gençlerin seçilerek bir çete oluşturulması en uygun yol olarak benimsendi. Nihayet Hz. Peygamber'in evinde olduğu bir gece saldırıya geçilecekti. Ancak Allah, müşriklerin toplantısını ve aldıkları kararı elçisine bildirdi ve Medine'ye hicret imi verdi. Hz. Ebu Bekir'i haberdar etti. O da yol hazırlıklarına başladı. Hz. Muhammed (s.a.s) akşam olunca, müşriklerin yatakta kendisinin yattığını zannetmeleri ve bir süre oyalanmaları için Hz. Ali (r.a)'yi yatağına yatırdı. Evden çıkarken eline aldığı bir avuç toprağı suikastçilerin üzerine saçtı. O sırada şu anlama gelen âyeti okumaktaydı:

"Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık görmezler" (Yâsin, 36/9).

Gerçekten de müşriklerin gözleri bir an perdelendi. Hz. Peygamber de oradan ayrılıp Hz. Ebû Bekir'in evine geldi. Beraberce Mekke'yi terkedip Sevr dağına doğru yola koyuldular. Sonunda Sevr mağarasına ulaştılar. İlkin Hz. Ebu Bekir, zararlı hayvan olup olmadığını araştırmak ve içerisini temizlemek için mağaraya girdi. M. Hamidullah hadislere dayanarak olayları şöyle aktarır: "Hz. Ebu Bekir mağaraya girince orada gördüğü delikleri, yılan vb. zararlı hayvanların girmesine engel olabilmek için üzerindeki örtüyü yırtarak delikleri tıkadı. Sonra Rasûlüllah (s.a.s)'ı içeri çağırdı.

Ancak delikleri kapamada kullandığı bez, son deliği kapatmaya yetmemişti. O deliği de ayak topuğu ile kapamıştı. Gerçekten de bu delikten gelen bir yılan Hz. Ebu Bekir'i acı bir biçimde ısırmıştı. Hz. Peygamber, son derece yorgun olması hasebiyle dostunun dizine başını dayayarak uyuyakalmıştı. Hz. Ebu Bekir, topuğunda hissettiği acıya rağmen hiç kımıldamadı, fakat çektiği acı gözlerinden yaşların boşalmasına yol açmıştı. Rasûlüllah (s.a.s)'ın yüzüne bu yaşlar dökülünce hemen uyandı. Durumu öğrenince Hz. Muhammed (s.a.s), kendi tükrüğünü ilaç olarak ısırılan yere sürdü. Bir süre sonra ayağı tamamen iyileşmişti" (M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, I, 174-175).

Yine kaynaklarda verilen bilgilere göre, mağarada iken bir örümcek mağaranın giriş kısmına ağ örmüş, ayrıca iki güvercin de hemen yanıbaşında bir çalı bitkisi üzerinde bir yuva yapmışlardı (İbn Sad, Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut t.y., I, 228 vd.). Hz. Muhammed (s.a.s) ile Hz. Ebu Bekir'i takip eden grup mağaraya ulaşmadan önce, bu iki kuş bir de yumurtlamışlardı.

Bu sırada Kureyş müşrikleri Hz. Peygamber'in Mekke dışına çıktığını anlamada fazla gecikmediler. Sabah olunca yatakta yatanın Hz. Ali (r.a) olduğunu anladılar. Medine'ye gidebileceğini tahmin ederek yola koyulup araştırmaya başladılar. Kureyş'in ileri gelenleri Hz. Muhammed (s.a.s)'i kendilerine ölü veya diri olarak getirene yüz deve ödül vereceklerini her tarafa duyurdular. Gerçekten de O'nu yakalamak için Medine yolu didik didik arandı. Bu arada Sevr mağarasına da geldiler. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir hayli endişelenmişti; ancak bu endişesi kendisi için değil, Âlemlerin Efendisi içindi. Rasûlüllah (s.a.s) ona;

"Ey Ebu Bekir! İki kişinin üçüncüsü Allah olursa sen ne olacağını zannediyorsun?" diyerek teskin etti. Allah Teâlâ bu durumu Kur'ân-ı Kerim'de şu meâldeki âyette açıklar:

"Siz Peygamber'e yardım etmeseniz de Allah ona yardım etti. Hani bir zaman Peygamber, iki kişiden biri iken kâfirler O'nu Mekke'den çıkardılar. Onlar mağarada iken arkadaşına, 'Üzülme, Allah bizimle beraberdir' diyordu. Böylece Allah, peygamberin üzerine emniyet indirdi ve O'nu görmediğiniz askerlerle destekledi" (et-Tevbe, 9/40).

Hz. Peygamber (s.a.s) ve Hz. Ebu Bekir (r.a) mağarada kaldıkları üç gün süreyle, Hz. Ebu Bekir'in oğlu Abdullah, şehirdeki konuşmaları ve gelişmeleri, gece mağaraya gelerek aktarıyordu. Âmir b. Füheyre de koyunları mağara çevresinde otlatarak geceleri süt içmelerine imkân veriyordu.

Sonunda, dördüncü günün sabahı, Âmir ile kılavuzluk yapması için kiralanan Abdullah b. Ureykıt, beraberlerinde iki deve ile mağaraya geldiler. Böylece dört kişiden oluşan küçük kervan Medine'ye doğru yola koyuldu. İşte, Hicret olayında en zor anlar Sevr mağarasında yaşanmıştı.

(İbn Sa'd Tabakâtül-Kübrâ, Beyrut ty., I, 228 vd.; M. Hamidullah, İslâm Peygamberi, çev. Salih Tuğ, İstanbul 1980, I,172-176; Mevlana Şiblî, Asr-ı Saadet, çev. Ö. Rıza Doğrul, İstanbul 1977, I, 197-200).

Mefail HIZLI

 

Uzun süren bir yolculuktan sonra Mekke’den 4 kilometre uzaklıktaki Sevr Dağı’nın eteklerine geliyoruz.

Nur Dağı ile kıyaslanmayacak kadar yüksek ve sarp olduğunu görüyoruz.

Ve tırmanışa geçiyoruz.

Sevr dağı, bitişiğindeki daha alçak ikiziyle birlikte basık, kütlevi bir görünüme sahipti..

Burada da Hira’da olduğu gibi ilk gelenler biz değildik. Sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan dağın yamaçları tepeye tırmanmaya çalışan hacı adayları ile dolu idi. Sevr dağına çıkmayı önce göze alamadık. Bir kısmımız aşağıda bekledi. Diğerleri ile beraber dağa tırmanmaya başladık.

Merdiven basamakları halinde düzeltilen ve zikzaklar çizerek yükselen dağ yoluna çıkışımız oldukça rahattı, diyemiyoruz. Zira az sonra açlık ve Nur dağının yorgunluğu kendisini hissettirmişti. Bir kenara çökerek kahvaltı tarzı bir şeyler yedik.

Kaya ve toprağın kısmen biçimlendirilip merdivenleştirdiği patika bir yola sahip olan Sevr’e tırmanışımız oldukça zorlu geçiyor. Tırmanış sırasında  rastladığımız 60–70 yaşlarında yaşlı teyze ve amcaların gayreti yorgunluk hissimizi bir ölçüde de olsa hafifletiyor.

Çıkışta rastladığımız Orta Asyalı kadınlı erkekli bir gruba selam veriyoruz.  Genç olmamıza rağmen birkaç kez mola vererek bir saati aşkın bir sürede dağın tepesine varmayı başarıyoruz.

Güneşin sıcaklığı ensemizi ısıtmaya başladığı sırada kayaların tepesinden çevreyi süzüyoruz. Uzakta Hilton Oteli’nin gölgesinde kalan Kabe’yi gözlerimizle tespit edip kıblemizi sabitliyoruz. Olduğumuz yerden hafif sağa doğru dönünce kardeş Hira Dağı bizi selamlıyor. Biraz daha sağ dönünce Müzdelife ve Mina gözlerimizin önüne geliyor. Oldukça yüksek olan Sevr Dağı’ndan Mekke ve civarını kuşbakışı seyredebiliyoruz. Bu özelliği Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in hicreti sırasında niçin Sevr’i seçtiği hakkında bize bilgi veriyor.

Zirvede iki mağara vardı.

Biri, ancak peşpeşe emekleyerek geçebileceğimiz kadar dar, uzun ve karanlık, koca koca kayalarla inişli yokuşlu idi. Burada Peygamber (s.a) Efendimiz’in  mübarek başını sadık arkadaşının dizine koyup, istirahat edişini hayalimde canlandıramadım. Diğeri rivâyete daha uygun görünüyordu..

Dua ettik. Mağara kapısına yaklaşıp, hakikat güneşi Efendimiz (s.a) ve refikini fark etmemek bir mûcize idi. Aslında Allah’ın Habibi’nin bütün hayatı baştan sona bir ayet, bir mûcize değil midir? Güvercinin yuva ve yumurtası, örümceğin ağ ile kapadığı, mağaranın ağzından çok, müşriklerin gönül gözleriydi. Kalb gözleri kör olduğu için, zâhiren de göremediler. Her iki mağaranın da aksi yönde ikinci bir çıkışı bulunuyordu. Ebubekir Sıddık (r.a) yakalanmak endişesiyle heyecanlanınca Efendimiz, diğer tarafta mağara önüne kadar uzanan Kızıldeniz’i ve kapı ağzında bekleyen sandalı göstererek onu teskin etmişti. Biz her iki mağarayı da orada yaşanan hakikatlere hürmeten sıdk-ı kalble ziyaret ettik. Doğruyu ancak Allah (c.c) bilir. 

Hira’daki yığılmaya karşılık, buradaki Müslümanlar Sevr’in içinden geçmek için düzenli kuyruklar oluşturuyor. Asıl Mağarayı gezdik. Oturduk.Peygamber Efendimiz (sav) ve Hz. Ebu Bekir’i 3 gün bağrında saklayan, kapısında örümceklerin ağ gerdiği, önüne güvercinlerin yuva yaptıkları mukaddes mağaranın bu kadar içerisinde olmakla ister istemez heyecanlanıyoruz. Diğer çıkışından bir Pakistan'lının işlettiği (!)  baraka şeklinde bir kantinin yapıldığı ve üzerinde Sevr yazan, altında bir insanın eğilerek zorlukla geçebileceği 3 metrelik bir boşluğa çıkıyoruz..

O günden bu yana Efendi'mizin izlerini yakalamak, nefesini koklamak, çektiği eza ve cefayı az da olsa hissedebilmek için Hacılar her ay, her gün bu yüzlerce metrelik dik, kayalık yolu kavurucu sıcak altında tırmanarak Efendi'mizin hoşnutluğunu aramaktalar

Sırayla içeri giren hacı adayını çıkış noktasında şipşak fotoğrafçılar karşılıyor. Sevr’de de, başta pet şişeler olmak üzere çevre kirliliği dikkatimizi çekiyor. Ancak bu kirlilik Hira Dağı’ndaki kadar yoğun değil. Sevr’in yollarını basamak yapan Bangladeşli işçiler merdivenleştirdikleri çıkış yolu karşılığında, yere serdikleri mendillerin üzerine para atmanızı bekliyorlar.

Dönerken dağın yamacında öğle ezanı okunmaya başladı. Ara ara dinlenerek aşağıya indik. 

Müslümanlar adeta bir an önce zirveye çıkmak için yarışıyorlardı. 

Dağdan ayrılırken adeta bir parçamızın orada kaldığını hissediyor ve gerçek Kudret Sahibi’ne bu imkanı verdiği için hamd ediyoruz.

Ve adam başı 4 riyale Mesfeleye geri döndük
 



erolkarasitelerinin HAC VE UMRE YOLUNDA OLANLARA hediyesidir

wordpress stats

İLETİŞİM
erolkara@msn.com