ANA SAYFA                    

 

erolkarasiteleri

HAC VE UMRE HAKKINDA MERAK ETTİKLERİNİZ

UHUD ŞEHİTLİĞİ

Uhud, Medine’nin 5 km. kadar kuzeyinde bir dağın adıdır. Hicretin üçüncü yılında (M.625) İslam'ın yayılması sırasında hayatını kaybeden Peygamberimizin amcası ve şehidlerin efendisi Hz.Hamza ve 70 sahabenin kabirleri burada bulunmaktadır. 

Karşıda Uhud dağı.

Deformasyona uğramış eteklerinden tepeye tırmandık. Aşırı bir kalabalık vardı. 

Tepeden çevreyi izlerken o günün heyecanını da yaşamak istiyoruz.

Müşriklerin gelişini, Düşmanın arkadan taarruzunu önlemek için, “Benden emir gelmedikçe sakın ayrılmayın”, emriyle 50 okçunun yerleştirilmesindeki harp dehasını kavramaya çalışıyoruz. Sayıca ve donanımca kıyas kabul etmeyen üstünlükteki mağrur, müşrik ordusunun darmadağınık, perişan olmasının sırrını çözmeye, arkadaşlarının savaşı kazandığını görerek Efendimizin (sav) emrini bir an unutup mevzilerini terk edişlerini bir an olsa da görmek istiyoruz. O sıralar karşı cephe komutanlarından Halid bin Velid’in bu nazik durumu fark ederek Müslümanları arkadan çevirişine üzülüyoruz. Musab bin Umeyr’in, Ebu Dücane’nin Efendimiz (s.a.s.)’e zarar gelmesin diye vücutlarını kalkan yapışındaki sevginin derecesini düşünüyoruz. ,Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’in mübarek dişlerinin acımasızca şehit edilişinin üzüntüsünü içimizde hiisediyoruz. Yaralanıp acı çekmesine rağmen, “Allah’ım kavmimi bağışla, onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar”, şeklinde şefkat Peygamberi’nin yakarışını duyuyoruz. Savaşta kocası ve iki kardeşini kaybeden askerlere su taşıyan Nesibe’nin elinde kılıç, Efendimizin etrafında pervane oluşunu hayal ediyoruz. Bu insanları gören Yüce Nebi’nin, “Ya Rabbi bunları bana cennet arkadaşı eyle”, deyişini, aldığı yüzlerce kılıç ve ok yarasıyla âdeta kalbura dönmüş vücuduyla, “Resulullah’a benden selam söyleyin”, diyen Saad b. Rebi’nin, “Cennet kokusunu duyuyorum”, halet–i ruhiyesini içimizde yaşatmaya çalışıyoruz.

Aslanlar aslanı Hz. Hamza’nın Vahşi’nin mızrağına hedef olup ulu çınar gibi devrilişini ve bir kütük gibi doğranan Mus’ab bin Umeyr’e bir kefen dahi bulunamayışını, daha bir günlük evliyken harp meydanına koşarak şehit düşen Hz. Hanzala’nın melekler tarafından yıkanışını, şehitlerin başucunda durarak, “Ben sizin Allah katında diriler olduğunuza şahidim”, diyen Efendimiz’in Uhud şehitlerini müjdeleyişini anlamaya, kavramaya, yakalamaya, yaşamaya çalıştık. Tüm olanların sinema perdesi gibi gözlerimizin önünden akması ve içimizi saran acıyla kahroluyoruz. 

Buraya kadar gelmişken bu şerefli insanların kabrini ziyaret etmeden geçemezdim. Uhud şehitliği az ötemizdeydi. Kapısı kilitliydi. Önündeki kalabalıktan zar zor pencerelere kadar yaklaştım. Burayı da Suud'lu diğer mezarlıklara benzetmişti. Dümdüz ve üzerinde irili ufaklı kaya parçaları vardı.

Ancak 70 kişilik şehitler bölüğü ile ebedi istirahata çekilen kahramanlar kahramanı Hz. Hamza’nın kalın demir korkuluk ve sağlam duvarlarla çevrili kabrinden başka bu olayları çağrıştıracak hiçbir yapıya rastlayamadık.

Burada Allah (c.c.) ve Habibi için canlarını fedâ eden 70 şehit bulunmakta idi.. Basta Hz. Hamza (r.a.) olmak üzere, İslâm aşkıyla can veren Uhud şehitlerine saygıyla o mânâyı seyretmeye çalıştık. 

 “Ya Rabbi! Gözlerin cilâsı olan Uhud dağlarını, Efendimizin ayak izini taşıyan bu savaş meydanını, Uhud şehitlerini bizden hoşnut eyle ve ziyaretimizi kabul buyur!” diye dualar ettik. Duamızı yaptık. Az ileriye doğru ilerlerken bir Malezyalının kabristanın duvar dibine küçük abdestini yaparken görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Hemen müdahale etmek istedim. Kızgınlığımı ifade ederek bunun yanlışlığını anlatmaya çalıştım. Arkadaşları da onu kınamışlardı. Yürüdük. Kafile otobüslere dönmemişti. Meğerse diğer Hacılar ısrar edince kabristana getirilmişler.. 

Hz. Peygamber, her yıl Uhud şehitlerini ziyaret eder ve onlara dua ederdi. Uhud şehitlerini ziyaret etmek de müstehaptır

Medine-i Münevvere'de Hz. Rasulullah (s.a.v)'in izlerinden en ibret verici olan mekanlardan bir tanesi Uhud Savaşı esnasında yaralanan Hz. Rasulullah (s.a.v)'in sığındığı kayalık olsa gerektir. Bazı yerlerde "mağara" diye bahsedilen mekan bilinen türde bir mağara olmayıp kayalık dağ yamacında iki kaya arasındaki dar bir oluktan ibarettir. Gruptaki bazı arkadaşlarımızın kulaktan dolma bilgilerle "hâla Peygamberimizin kokusu varmış orada" söylentisi ile ziyaret konusunda heveslendiği bu tarihi mekanı bir gece yarısı ziyarete gittik. (Gündüz saatlerinde ziyarete izin verilmediği söylendi.)

 100 metre kadar yukarıda ve oldukça dik bir yamacta olan kaya yarığına ulaşmak oldukça zahmetli olmasına rağmen bütün grup bahsedilen mekana ulaşabildi. Hz. Rasulullah (s.a.v)'in Uhud savaşında birçok güzide ashabının şehadetine tanıklık ettikten sonra ve bir dişi kırılacak kadar şiddetli bir darbe ile yüzünden yaralı olarak sığındığı bir mekanda olmak gönüller için çok ama çok ağır bir yüktü.

Aynı anda en fazla 3-4 kişinin sığınabileceği mekanda gerçekten de bir koku vardı: Fakat bu koku tahmin ettiğim gibi "Peygamberimizin kayalara damlayan terlerinin gül kokusu" değil; 10 tanesi 5 milyona satılan ucuz Pakistan hacı esanslarının ağır kokusu idi. Pakistanlı Müslümanların dini bir vecd ile duvarlara sürdükleri bu koku zaman zaman esen rüzgarın tesiri ile etrafa yayılınca "iyiniyetli-saf müslümanlar" arasında bahsettiğim "ucuz söylenti"ye yol açmıştı. 

(Daha önceki yıllardaki bir ziyaretimde Hıra mağarasında Pakistanlı ziyaretcilerin bu "koku üretme gayretkeşliği"ne şahid olmuştum. Bu defa da oğlum ile Kabe Kapısı önünde dua ederken bir Pakistanlının Kabe duvarını "güzel kokularla bezeme" gayretini gördük. Oğlum muzip muzip gülerek "İşte şimdi anladım 1400 yıldır silinmeyen güzel kokunun sırrını" derken müslümanların "
yapay kutsallaştırma" diye adlandırılabilecek bir hastalığına işaret ediyordu.)

Aslında Uhud'da yaralı bir halde mağaraya sığınan Hz. Rasulullah (s.a.v)'in ve etrafındaki ashabın halini tefekkür edip bu ağır imtihanın nedenlerini sorgulamak ve İslam'ın yayılması için Hz. Rasulullah (s.a.v)'in çektiği cefanın; katlandığı işkencelerin ızdırabını hissetmek gerekirken hemen hepsi "
okumuş çocuklar" olan grubumuzdaki insanların "1400 yıldır kesilmeyen bir güzel koku koklamak" gibi daha kolay bir yola sapmaları da ayrı bir tefekkür konusu olmalı.



erolkarasitelerinin HAC VE UMRE YOLUNDA OLANLARA hediyesidir

wordpress stats

İLETİŞİM
erolkara@msn.com